Devil May Cry 4
Playstation 2’de DMC3’ü gördüğümde gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi olmuştu. Öyle bir oyun düşününki yönettiğimiz karakter daha önce hiçbir oyunda görmediğimiz bir karizmaya, dövüş becerisine, bizi mest eden diyaloglara ve ona yöne veren parmakların sahibine (bize?) bu denli gaz verebilsin. Olay bununla bitse yine iyi; öyle bir oyun düşününki bu kahraman muazzam bir dünyanın içinde, oyun dünyasında görüp görebileceğiniz en baba senaryoya sahip ve gerek görselleri gerekse sesleri ve müzikleri ile aynı başarıda ve muhteşemlikte aynı potada eritilebilsin. DMC3 oynarken deli gibi kendimden geçişimi zorlu bosslarda Tv’ye kafa atmamak için kendimi tutuşumu çok iyi hatırlıyorum. Hele ki sağlık barımızın en dibinde bir sağa bir sola sıçrayışlarımızı ve darbe almadan en öldürücü vuruşumuzu yapmakta gösterdiğimiz çabaları parmaklarımızdaki şişliklerden başkası bilemezdi.
Derken Playstation 3 ün oyun listesinde DMC4 gözüme çarptı. Beni bir heyecan basmıştı. Ama hevesimin kursağımda kalması an meselesiydi çünkü oyun PC’ye çıkıp çıkmama gibi bir bilgisi o günlerde henüz yoktu. Ardında PC için oyunun çıkış tarihleri de duyurulunca rahatlar olmuştum. Ama ne zaman bize düşerdi orası bilinmez. Çok geçmeden DMC4 ün demo sürümüne Oyungezer dergisinin verdiği güzel dvd ile kavuşmuştum. Ama demo tam manasıyla ağzımıza bir parmak bal sürüp bizi postalar nitelikteydi. 10 dakikalık bu demo bile oyunun gerek muhteşem oynanabilirliği olsun gerek grafikleri ve ses müzik uyumu ile olsun bizi fazlasıyla tatmin etmeye yetmişti. Demoyu bir kere oynayıp o 10 dakikanın nasıl geçtiğini anlamadan oyunun tam sürümü bana ne zaman ulaşır diye kara kara düşünmeye başlamıştım. Aradan geçen 15 gün sonunda oyunun tam sürümü elime ulaştı ve dvd’nin üzerinde DMC4 yazısını görür görmez bilgisayarımdaki bütün işleri askıya alıp meşakkatli bir yüklemenin ardından oyunu bilgisayarıma kurdum. En başta söylemekte fayda var yeni nesil bir ekran kartınız varsa oyunu Dx10 güzelliği ile oynayabilirsiniz. Ben Dx9 ile oynanmama rağmen grafikler muhteşem güzel ve akıcı iken Dx10 da oynayan şanslı arkadaşlara selam söylüyorum.
DMC aslında konsol bozması bir oyun olduğu için klavye ile oynamak sizi gerçekten zorlayacak ve gerecektir. Ben hiç klavyeyle oynamadım ama oynayanların yorumlarına ve sıkıntılarına şahit oldum o yüzden bu oyundan tat almak istiyorsanız baştan söyleyeyim: Gidin kendinize güzel bir gamepad alın hem sırf bu oyun için değil başka nice güzel oyunları gamepad ile rahatça ve kasmadan oynayabilesiniz diye.
Bildiğiniz üzere-belki de bilmediğiniz- DMC4 de artık Dante yok. En azından yönettiğimiz karakter o değil ama yinede oyun içersinde bize o yakıcı karizmasını ve endamını gösteriyor.
Oyunun açılış videosunda yönettiğimiz karakter olan Nero askıdaki koluyla bir kilisede boynunda kulaklığı ile ‘’hep beraber sinerji yaratalım hadi dua edelim’’ diyen papazı hiç sallamıyor ve son derece rahtsız bir biçimde bu töreni ve anlatılanlar dinliyor. Arından adeta gökten zembille inme tarzında nerden geldiği belli olamayan Dante ortalığı kan gölüne çevirmeye başlıyor. Tabi biz hayran hayran sinematik tadındaki bu videoyu izliyoruz. Ardından Nero’nun yönetimi bize gelince kilisede ilk kılıç darbelerimizi ve ilk kombolarımızı yapmaya başlıyoruz. Dante’nin umursamaz tavırları ve dövüşürken yaptıklarına verilecek cevabımız olduğunu düşünüp daha bir gazla sarılıyoruz gamepadimize. O kadar kolay lokma olmadığımızı Dante’ye gösterdikten sonra ve Dante’nin geldiği yoldan gidişini izleyip ilk videomuzu hayran bir ifade içerisinde bitiriyoruz. Bu tarz videoların ilerde sıklıkla geleceğini bildiğimden fazla üzülmeden menüler arasına dalıyorum.
Burada karşımıza Rpg’lerden alıştığımız item sistemi ve skill listeleri görünüyor. Oyunun başında olduğumuz için şimdilik burada gördüğümüz pek çok şeye gücümüz yetmese de sonradan ‘’döncem ben sana!’\\\’ deyip bir kontrol amaçlı tur atıyoruz. Yukarıda bahsettiğim güçten kasıt oyun içersinde yaratıkları öldürdüğümüzde yada çevredeki eşyaları parçalayacağımızda ortaya çıkan çeşitli ebatlardaki kırmızı kafa benzeri taş küre benzeri cisimler. Çeşitli renkte ve ebatta bu taşlara sıklıkla rastlıyoruz.
Burada yeterli puana göre açabileceğimiz combo skilleri ve faydalı itemlere ulaşmak mümkün o yüzden Nero’nun düşmanlarına karşı üstünlük sağlamada bu kısım çok gerekli ve uğranası bir yer olmuş.
DMC4 de Nero ile oradan oraya koşarken eğer gerçek bir oyuncuysanız arada kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakarsınız yada çevre modellemelerine hayran kalırsınız yok ben direk gidilmesi gereken yer giderim derseniz oyuna yazık olur. Çünkü DMC gerek gamepaddeki kontrolleri ile olsun gerek grafikleriyle olsun gerçekten muhteşem bir yapım. Çevreyle etkileşime gireceğiniz ve gizli bölmeler için oradan oraya sıçrarken bu bahsettiğim görselliği göz ardı etmeniz pek mümkün değil oyun gerçek manada sanatsal vurucu bir güzelliğe sahip.
Capcom’ u küçükken gittiğim atari salonlarında ki oyunlarda görürdüm. O zamanlar ne olduğu hakkında pek bir bilgim yokken şimdi böyle bir oyunun açılış ekranında Capcom’un o sarı renkli yazınsı görmek değişik duygulara kapılmama neden oluyor.(mesela yaşlandık iyice).
Capcom işi biliyor demeye getiriyorum. Gerek karakter modellemeleri, gerekse de organik olmayan yüzey modellemeleri gerçekten çok kaliteli ve detaylı olmuş. Kapalı mekânların büyüsü ile açık mekânların kendine has ferahlığı bariz bir şekilde belli oluyor ki pek çok oyun bunu beceremediğini çıkan bazı gereksiz oyunlardan biliyoruz.
Ayrıca oyundaki efektlerde eşsiz sahnelerin ve savaş sırasında sizin kendinizden geçmenize sebep olan görsel şölenlere dönüşebiliyor. Özellikle Nero’nun kılıcına kendiniz alıştırırsanız elinizin altından pek az şey kurtuluyor.
Oyunun grafikleri için aslında söylenecek o kadar çok şey var ki: örneğin açık alandayken o muhteşem manzaralı binalar ve kiliselere bakmak yada en basitinden bir çeşmenin etrafındaki su birikintisini izlemek bile oyunda zevkle yapılacak şeylerden. Bütün bunların bu kadar güzel görüntüsünün yanında bilgisayarınız ortalama bir sisteme bile sahip olsa gayet rahat çalıştırabiliyor. Ayrıca yazının başında belirttiğim Dx10 desteği iye oyunu oynamak ayrı bir zevkli olacaktır.
Oyundaki mekânlarda asla biz aynı yerlerde geziyormuş hissi uyandırmayan son derece mistik ve oyunun havasına uyan yapılardan oluşuyor. Karanlık sokaklar gizli bölmeler hepsi son derece güzel ve düz gidişata alternatif olmayı amaçlayan mekânlar. Bazen bir kilise bazen bir limanda bazen de bir kalede dolaşmak bizi hiç sıkmıyor. Ayrıca o bahsettiğim gizli bölmelerde ise sizin için çok güzel eşyalar bulunuyor.
Oyunu böyle ballandıra ballandıra anlatmamın büyük nedenlerinden birisini Nero olduğunu söylemem gerek. Bu kadar az tuşla bu kadar güzel hareketleri yapmak gerçekten bir aksiyon oyunun can damarlarını oluşturuyor. Oynanabilirliğin bu denli rahat olması yukarda bahsettiğim muhteşem çevre ile ve detaylı karakter modellemesi ile birleşince tadından yenmeyen bir bileşim ortaya çıkıyor. Özelikle Nero’nun bosslarla olan savaşlarında yaptığı hareket ve canını dişine takmış halde oradan oraya savrulurken bu dinamiği görmek çok keyifli ve sizi oyuna bağlayan unsurlardan en önemlisi olarak sivriliyor. Zaten oyunda pek çok tipte düşmanınız olduğu için bu hareketleri ve rahatlığı sıklıkla onarlın üzerinde denerken sıkılmayacaksınız. Her bölümün sonunda ise karşınıza gelen bosslarda ise soğuk terler dökeceksiniz.
Oyunda ayrıca ilerleyen bölümlerde bazı küçük bulmacaları çözmenizde gidişat açısından yapmanız gerekenler aranızda biraz mantık ve hafıza gücüyle bu bulmacaların üzerinden geçebiliyorsunuz ama o bulmacaya kendinizi vermezseniz işiniz zorlaşıyor. Ve bir yerde takılı kalmak insanı bıktırabiliyor. Bu takılı kalma boss savaşlarında da sizi fazlasıyla uğraştıracaktır çünkü oyundaki bu devasa yaratıklar gerçekten güçlü ve öyle kolay yıkılan cinsten değil bunlar için bütün hünerlerinizi göstermeniz gerekiyor.
Oyundaki bir başka güzellik ise müziklerin gerçekten piyasadaki çoğu parçadan güzel olması. Sırf müziklerini dinlemek için bile oyuna girilebilir. Oynayış sırasında devam eden rutin müzik ortamdaki düşman durumuna göre değişiklik göstererek daha tempolu hale geliyor ve sizin savaşlardan gazınıza ek yapıyor.
Seslere gelince üzerinde biraz durmamız gerektiğini düşünüyorum gerek Nero’nun seslendirmesi olun gerek Dante’nin seslendirmesi olsun son derce doğru ve yerinde kişiler tarafından seslendirilmiş. Bunu ses tonu ve tınısı açısından söylüyorum. Yani iki karizma karaktere bu tonların dışında birinin sesi olsaydı bütün olayı bitirebilirmiş ama seslendirmeler ve diyaloglardan duyduğumuz o sesler tamda adamına göre olduğunu bize gösteriyor. Ayrıca diğer karakterlerin ve Kyrie’nin seslendirmesi de aynı ölçüde başarılı. Diyaloglardan ve konuşmalardan başka bossların kükremeleri ve nidaları da oyuna çok güzel yansıtılmış.
Elimizdeki silahın yada kılıcımızın bir canavara yada taşa vurduğundaki ses de son derece tatminkâr olarak oyunda duyuluyor.
Oyunu bu kadar övdükten sonra bence tek kötü tarafına da atlamadan yazıyı bitirelim oyunda save sistemi son derece kullanışsız olmuş istediğiniz zaman oyundan çıkıp gidemiyorsunuz. Daha doğru çıkmanız imkânsız alt+tab seçeneğini kullanmanız gerek. Onun dışında bölümün sonuna kadar oynamanız şart. Bu durumda POP serisi oyunları gözüme gelince; keşke belli bölgelerde save noktaları olsaymış demeden edemiyor insan.
Ama oyuna alışıp Nero’nun kıvraklığını ve becerilerini izlemeye başlayınca bölümleri kolayca bitirebiliyorsunuz. Devil May Cry 4 kesinlikle alıp oynamanız gereken bir oyun. Gerek grafik kalitesi gerek senaryodaki derin konu gerek oynanabilirliği olsun aksiyon dolu bir oyun sizi bekliyor. Yanınıza gamepadinizi almayı unutmayın

